Müsveddeler biriktirdim, kelimeler, cümleler… Benim
olmayacak kadar güzeller. Tırnak işaretleri bunu imledi. Bundandı belki de çok
kullanmaktan imtina etmemem. Müsveddeyi dönüştürecek bir cümleye hiç sahip
olamadım. Bir edimin hep sonuçsuz kalmasının hayal kırıklığı. Kendime yazmadım
belki de hiç, belki hep başka gözlere açılacak cümlelerin ağırlığı oldu
kalemimde. Oysa müsveddelerin hafifmeşrep cesaretine sığınabilirdim.
Sığınamadım, sığlıkla malul bir kalemin sahibi oldum.
Heceleme beni artık a kadın, beni sınama, kibirli bir
yapabilirlikle ezme beni.
Yok, sende o deha yok. Bir parçayı bütüne kavuşturma
hayalinin sonu yok, yok karanlıkta kalmış olabilir diyip avunduklarının bir
gerçekliği..
Sınama beni artık a kadın, beni avutma…
Avunduklarının yeterliliğinin sınırı olduğunu gör.
Masaların, o masaların kenarına konduğu camların, o camların
manzaralarının, o kağıtların, kalemlerin, klavyelerin hiçbir suçu yok. Peki ama
nasıl’ın bir cevabı yok. Çünkü “peki ama nasıl”lar bile bir yapabilirlik umudu
barındırır içinde. Senin iler tutar bir yanın yok. Bırak kendini çok
büyütmeden. Kibrine daha fazla yenik düşmeden bırak…
Geceler de gündüzler kadar eşit. Gündüzlerin karmaşasının
sığlaştırdığını düşündüklerinden vazgeç. Kabul et senden olmazlığı. Biliyorum
sen yaşı, sınır diye koyduğun yirmibeşin üstüne sayıyorsun. Bir, iki, üç, dört
ve beş kapıda işte. Toplayıp çıkarmaktan ve hep sıfır bulmaktan vazgeç. Yordun
beni, usandırdın. Yüzleş, yapamayacağınla yüzleş.
Müsveddeler kalsın elinin altında, arasıra bakıp hatırlat
kendine neden vazgeçtiğini…
Kitapları seversin, sevdiğin kelimeleri ahenkli cümlelere
dönüştüren kitaplı kadınları daha çok seversin. Sadece kitapları seven ama
sevdiğin kelimeleri ahenkli cümleleri dönüştüremeyen kitapsız kadını, kendini
de sev. Dene.
Sadece kitapları ve cümleleri sevmek, müsveddelere tırnaklı
cümleler yazmak neden kötü olsun… kötü olmamakla yüzleş….
